EkonomiRSS
Tümü
21 Mart 2010 - 22:59

Başkaları için yaşarken hayatımız boşa mı gidiyor?

Fatoş Karahasan Markalar trendlerfatos.karahasan@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Ferzan Özpetek, son filminde bu soruya “evet” diye cevap veriyor. 50’li yaşlarını sürmeye başlayan Özpetek, zamanın akıp gittiğini, kalbimizin sesine kulak vermek için geç kalmamamız gerektiğini  hatırlatıyor. Özpetek’in Serseri Mayınlar- Mine Vaganti filmini, geçen hafta ilk çıktığı gün  İtalya’da bir salon dolusu İtalyanla birlikte izledim.  Kah güldüm, kah ağladım. Ferzan Özpetek’e bir kez daha hayran oldum.
İtalyan sinemasının önemli yıldızlarının rol aldığı film, özünde bir komedi. Aile, cinsellik, yaşlılık, eşcinsellik, çevre baskısı, anne-oğul, baba-oğul, erkek kardeş ilişkileri gibi pek çok  konuyu, eğlenceli bir anlatımla ele alıyor. Başlangıçta, karakterlerin sorunları, acıları çok derin değilmiş gibi görünüyor. Ancak, filmin sonuna doğru, Özpetek dehasını ortaya koyarak,  etkileyici bir final hazırlıyor. Sezen Aksu’nun müziğiyle, öyle bir derinlik yaratıyor ki, izleyiciyi kelimenin tam anlamıyla hazırlıksız yakalıyor ve filmin içine alıyor, Böylece, karakterler yakınlaşıyor, izleyici onlarla bütünleşiyor ve kaybolan zamanın karşısında tek çarenin sevmek ve yüreğinin sesini dinlemek olduğunu hissediyor.
Ben bir Özpetek hayranıyım. Her filmini heyecanla bekliyorum. Yıllardır, İtalya’da ne kadar sevildiğine tanık oluyorum.  Hakkında çıkan her yazıda, “Türk yönetmen” tanımının kullanılması, gururumu okşuyor. Cesaretini ve profesyonelliğini seviyorum. Filmlerinin içinde Türkiye’den sesler, isimler, müzikler bulmak güzel bir sürpriz oluyor.  Serseri Mayınlar da sürprizlerle dolu. İnsana iyi geliyor.




Sponsorluk olursa böyle olur

Ferzan Özpetek’in son filmini izlerseniz, lütfen film bittiğinde benim yaptığım gibi oturun ve sponsorların isimlerine bakın. İtalya’nın en önemli markaları filmde yer almak için sıraya girmiş adeta. Filmin içinde yer alan markalar son derece zarifçe yapıyla bütünleşmiş. Örneğin, Volkwagen  filme çok akıllı bir biçimde dahil edilmiş.
Aynı şekilde, ünlü moda tasarım markası Alberta Ferretti’nin yer aldığı sahne de çok zekice kurgulanmış. Filmin genç kadın oyuncusu, Nicole Grimaudo, Alberta Ferretti’nin bu sezon vitrinlerini süsleyen çok şık bir elbisesini giyiyor. Eşcinsel olduklarını aileden saklamaya çalışan bir grup erkeğin olduğu bir akşam yemeğine geliyor. Gençlerden birisi, “ayy bu bir Alberta Ferretti elbise ” diyerek abartılı bir tepki veriyor. Sonra herkesin kendisine baktığını görünce erkeksi davranmaya çalışarak komik bir sahne yaratıyor. Marka da akıllara kazınmış oluyor.  Para verdik, sponsor olduk, ürünümüzü ve logomuz her yerde gösterin diyen firmaların yöneticilerine duyurulur.

Efes müşteri deneyimlerini nasıl yönetiyor?

13’üncü Araştırma Zirvesi’nde Efes Pilsen Pazarlama Direktörü Dilek Başarır, Efes’in başarılı çalışmalarından örnekler verdi. Sunduğu projelerden birisi iş yaşamının yorgunluğu yüzünden gece hayatından uzak kalanlar için hazırlanmış “Miller Daylight Disco”ydu. Diğer projeyse, enerjisi bol, sabaha kadar eğlenmek isteyen ama yer bulamayanlar için yaratılmış Beck’s Insomnia partileriydi. Yorgun orta yaşlılara akşamüstü   dans edip, sosyalleşme; gençlere de istedikleri saatte eğlenme ve dilediği zaman uyuma imkânı sunan bu partilere ilgi ve katılım yüksek olmuş. Her iki proje de harika segmentasyon örnekleri. Hedef kitlesini anlamak, kişiye göre çözüm üretmek isteyenlere Dilek Hanım’ı dinlemelerini öneririm.

Şen Piliç reklamları olmamış

Saba Tümer ve Zuhal  Topal bir araya gelince iyi bir iş çıkar sanmıştım doğrusu. Şen Piliç, iki ünlüyü bulmuş onlara yüksek ücretler ödemiş, ama reklam fikri bulamamış. Stratejisi olmayan bir çalışma ortaya çıkarmış. Kampanyanın hangi mesajı verdiği,  marka hakkında ne söylediği belli değil.  Tüketicinin ürünü seçmesi ya da beğenmesi için bir neden sunulmuyor. Gıda reklamı olmasına rağmen, iştah açıcılık özelliği ön plana çıkmıyor. Filmin yapım kalitesine de özen gösterilmemiş. Yeniden izleme isteği uyandırmıyor. Özetle, kahkahalara yazık oluyor.

Hem torunun hem babaannenin sevdiği bir marka: LG

Dünyanın en büyük kuruluşlarından LG’nin Pazarlamadan Sorumlu Başkanı (CMO) Dermot Boden’la kısa İstanbul ziyareti sırasında bir sohbet gerçekleştirdik. Boden, tek marka altında bir genç delikanlıya cep telefonu, bir anneanneye buzdolabı satabilmenin sırlarını anlattı. Geniş bir ürün yelpazasi olan LG, sistemini  “Yaşam Güzeldir” felsefesi üzerine kurarak, şık tasarımla, akıllı teknolojiyi birleştirme misyonundan yola çıkmış.
Kuruluş, 2009’daki zor günlerde, maliyetlerini sıkı bir biçimde kontrol altında tutmuş.  Eleman çıkarmadan büyümeyi başarmış. Boden’in anlattığına göre LG markasının temelinde 3 unsur var: merak, insanlık, zevk. Merak, soru sormak anlamına geliyor. Şirket, çalışanların soru sormalarının cesaretlendirildiği bir sistemle çalışıyor. Kararlar fikir birliğine varılarak alınıyor. Yapılan her çalışmada tüketicilerin bakış açıları, koşulları ve ihtiyaçları göz önüne alınıyor. Yaşamlarına zevk ve güzellik katan çözümler aranıyor.
LG, bu üçlü formülü, her ürününde uygulamaya özen göstererek, tutarlı bir marka kimliği inşa ediyor.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010