Meral Tamer mtamer@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Dün sabaha karşı saat 01.00’de Taksim’de The Marmara Oteli’nin en üst katında, üzerinde notalar bulunan beyaz çikolatalı tatlımızı yiyoruz. Benim gibi erken uyuyanlar için çok sıra dışı bir durum.
Masamızda, biraz önce konserde dinlediğimiz ve dakikalarca ayakta alkışladığımız Venezuelalı orkestra şefi Gustavo Dudamel var. Henüz 30 yaşında, ama şimdiden bir kült figür haline gelmiş. Klasik müzik dünyası ona tapıyor. Simon Bolivar Gençlik Orkestrası ile birlikte verdikleri her konserde, mutlaka dakikalarca ayakta alkışlanıyorlar.
Şeytan tüyü derinde
Onu sahnede seyredenler; enerjisi, karizması ve tutkusuyla zirveye tırmandığını düşünebilirler. Benim gibi bir masanın etrafında sohbet etme ayrıcalığına erişebilenler ise Dudamel’deki “şeytan tüyü”nde çok daha derinlerde yatan sıkı bir felsefe olduğunu fark edeceklerdir.
Caracas’ın yoksul bir mahallesinde 10 yaşında keman çalmaya başlayan bir çocuğun, 20 yıl sonra İngiliz müzik dergisi Gramophone’a (ağustos 2011) “Dudamania” başlığıyla kapak olabilmesinin sırrı da burada zaten.
Haliç Kongre Merkezi’ndeki 3 bin kişi, Dudamel’i elleri patlarcasına dakikalarca alkışlarken, o bir kez bile şef podyumuna çıkıp bizleri selamlamadı. Bugüne kadar hiç karşılaşmadığım bir durum.
Otorite nasıl kurulur?
Orkestra şeflerinin çoğunun egosu şişiktir; ancak egosu yüksek olmayanlar bile alkışlara, yarı bellerine kadar eğilerek karşılık verirler. Peki Dudamel ne yaptı? Bir kerecik bile şef podyumuna çıkıp selam vermedi. Orkestradaki arkadaşlarının arasına karışıp, fotoğraf çektiriyormuş gibi bizlere tatlı tatlı gülümsemekle yetindi. Laf aramızda biraz da hevesimizi kursağımızda bıraktı.
Yemekte kendisine nedenini sorduğumda, liderlik ve yönetim kitaplarında baş tacı edilebilecek bir yanıt verdi:
“Çünkü ben sadece onların içinde varım. Herhangi bir enstrüman da çalmadığıma göre onlar olmasa ben sıfırım. İnsanlar üzerinde kalıcı bir otoriteyi, onlardan üstün olduğunuzu göstererek değil, bildiklerinizi onlarla paylaşarak yaratabilirsiniz. (You cannot create otority by showing the knowledge but sharing the knowledge). Kaldı ki bu paylaşımda ben de onlardan her zaman bir şeyler öğreniyorum ve zenginleşiyorum. Aramızdaki enerjiyi ve pozitif elektriği canlı tutan da bu!”
Afra-tafradan eser yok
Kendisini samimi olarak geri çeken bir tavır. Afra-tafranın zerresi yok. Bizim masadaki ortama da hemen intibak edip bizlerden biri oluverdi. Dudamel ve Simon Bolivar’ın serüveni, hayat neden ibarettir gibi felsefi bir soruya verilmiş enfes bir yanıt aslında. Çok da bilinçli olarak.
Son günlerde epey yazılıp-çizildiği için kısa geçiyorum. İktisatçı, besteci ve müzisyen Jose Antonio Abreu’nun 36 yıl önce gecekonduda yaşayan çocukları, suçla çevrilmiş dünyalarından kurtarmak için başlattığı “klasik müzik yoluyla sosyal hareket”, bugün geldiği noktada, tüm dünyada klasik müzik için bir hayat öpücüğüne dönüşmüş durumda.
Klasik müziğin geleceği
Klasik müzik nicedir bir çıkış yolu arıyor. Seyircisi elitist ve yaşlanmış; parasızlıktan orkestralar kapanıyor... Bu sistem ise, doğal mecrasında klasik müziğin yanına uğramayacağı genç nesillere dokunuyor. Dolayısıyla klasik müziğin geleceği için de bir çıkış yolu.
Teşekkürler İKSV (İstanbul Kültür Sanat Vakfı). Hem de çok çok teşekkürler ki Hugo Chavez’in ülkesinden fışkıran klasik müzik mucizesini ayağımıza kadar getirdin. Dahası sadece 2 konserle yetinmeyip, 4 güne yayılan paneller, mini konserler ve diğer etkinliklerle “Benzeri bir sistemi Türkiye’de nasıl yaratabiliriz?” sorusunu beynimize nakşettin.
Cuma günü de bu konuya devam edeceğim.








AKP döneminde sadece refah payından memurun kaybı yüzde 21,2