EkonomiRSS
Tümü

Cuma günü sevgili onkoloğum Prof. Dr. Gökhan Demir’le randevum vardı. Kanser olduğumdan beri beni her 3 ayda bir muayene ediyor; her seferinde mufassal bir kan tahliline ilaveten kimi zaman batın ultrasonu, kimi zaman akciğer röntgeni, kimi zaman kemik yoğunluğu ölçümü yapılıyor. Bunlar Prof. Demir’in gerekli gördükleri...
Bir de bu arada benim menisküs yırtılıyor, kemiklerim yer yer fena halde ağrıyor. Karaciğerim sağ tarafta doktorumun eline büyük geliyor. Haydi bakalım kemik sintigrafisi, diz-bacak-bel tomografisi, karaciğer için yeniden batın ultrasonu... Eh,
2 yıldır her gün kullandığım kanser ilacının da bir takım cilveleri olacak tabii!

Kontroller 6 ayda bir
Gökhan Bey, cuma günü beni muayene ettikten sonra “2 yılı geride bıraktığımıza göre artık 6 ayda bir görüşeceğiz” demez mi? Aslında biliyordum böyle olacağını, ama ben bir üzüleyim, bir üzüleyim!
Hani çocukken sırtınızı annenize dayarsınız da o sizin için her şeyin en iyisini düşünür ya... Aslında ben annemi küçük yaşta kaybettiğim için sadece çocukken bu lükse sahip olabildim; yoksa ana kucağı, 50 yaşına gelmiş koskoca insanlar için de her zaman en güvenilir limandır.
Anlayacağınız ben de kanser hastası olarak 2 yıldır sevgili Gökhan Bey’in o hem çok bilimsel ve ciddi, hem de sıcacık ve nazik kişiliğine sırtımı öyle bir
dayamışım ki...

Travma bende de var
Birkaç gündür sudan çıkmış balık gibiyim. Ayıptır söylemesi, son 1 yıldır nerem ağrısa “Acaba kanser mi?” diye evhama kapılma durumu da var. Prof. Demir’e son randevumuzda bu endişeli halimden söz ettim, “Çok normal” dedi. Benim kanseri gülerek, bunalımın kıyısından bile geçmeden karşılamış olmam, o travmayı yaşamamam anlamına gelmezmiş. Gökhan Bey öyle diyorsa doğrudur.
Artık bizim muayeneler 6 ayda bire iniyor ya... Bu sefer mufassal kan tahlilinin yanı sıra hem batın ultrasonu, hem akciğer röntgeni, hem kemik yoğunluğu ölçümü var. Pazartesi sabahı Medica’da tetkiklerimi yaptırırken asansörde Mehmet Ali Birand’la karşılaşınca ister istemez gülüştük. Eskiden Kanal D’nin binasında karşılaşırdık; şimdi elimizde röntgenlerle teşhis kliniklerinde...

Hangi saç boyası?
İnternet sayesinde her an göz önünde olduğumuz için, Türkiye’nin dört bir yanında kendisi, annesi ya da kızı meme kanseri olan internete girdiğinde, karşısına benim 2010 mayısında yazdığım yazı dizisi çıkıyor herhalde. Hangi doktor, hangi cerrah, hangi teşhis kliniği, hangi yiyecek, nasıl bir yaşam tarzı...
Herkesin önceliği ve aradığı şey farklı tabii. Hasta yakını, aradığını bulamadığı noktada bana
e-posta yollayarak ya da telefon ederek yol göstermemi istiyor. Bu arada köşemde artık kendi durumumla ilgili bilgiler verdiğim kanser yazıları yazmadığım için bana sitem edenler de az değil.
Mesela annesi rahim kanseri ameliyatı olmuş bir genç okurum, e-posta mesajında bakın ne diyor: “Beslenmede nelere dikkat ettiğinizi, eskiye göre ne tür değişiklikler yaptığınızı ayrıntılı olarak yazmışsınız ama saçlarınızı nasıl boyattığınız ile ilgili tek bir satır yok. Kemoterapi olursanız saçlarınızın döküleceğinden dolayı duyduğunuz endişe var; ama kimyasal saç boyalarından hiç söz etmemişsiniz. Her şeyi yazın lütfen. Daha sık, daha ayrıntılı yazın ki biz de sizi rahatsız etmeyelim!”
Estağfurullah efendim. Ben Tüketici Köşesi’nden okurlarımla birbirimize dokunmaya alışkınım. Hiç rahatsız olmam. Ama 11 günlük uzun bir dizi, ardından da “Aşkolsun Kanser” diye kitap yazıp, benden sonra bu hastalıkla karşılaşacak olanlara ışık tutmuşsam, uzun süre sessiz kalmak da olmaz tabii.
Baktım ki 10 aydır sizlere, kendimle ilgili detay vermemişim. Kontrollerin 3 aydan 6 aya geçtiği bu dönüm noktasını vesile sayarak, bir sonraki yazımda neler
yaptığımı anlatacağım.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2012