Meral Tamer mtamer@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Uzun bir ayrılıktan ve kanserle ilgili 11 günlük yazı dizisinin ardından, şimdi de kendi köşemden sizlere merhaba diyorum.
Kanser teşhisi konduktan ve 2 ameliyat geçirdikten sonra -hatta ameliyat sürecinde bile-, hastalanmadan önceki günlük yaşantımda ne varsa, üç aşağı beş yukarı hepsini yaptım; tek bir şey hariç... Sizleri çok özlediğim halde, bu köşedeki yazılarıma geri dönmeye kendimi bir türlü ikna edememiştim.
23 Nisan’da kendi makamına oturttuğu 10 yaşındaki kız çocuğuna “Artık başbakansın; yetki sende. İster asarsın, ister kesersin” diye tavsiyelerde bulunabilen, AKP’den yana olmayan medyaya hayat hakkı tanımayan bir Başbakan’ı, TV’de bile izlemeye tahammül edemez olmuştum. Aynı tahammülsüzlüğüm, -pardon çooook daha fazlası- ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal’ın laiklik ve hukuk eksenindeki temcit pilavları için de geçerliydi.
Gündeme kulaklarımı tıkamıştım
Günlük yazı yazacaksanız -esas alanınız ekonomi olsa da- 7 gün 24 saat, siyasetten magazine gündemde ne varsa hepsini izleyeceksiniz. Eliniz mahkûm! Daha doğrusu ben başka türlüsünü yapamıyordum...
Buna karşılık önemli bir hastalığa yakalandığınızda ister istemez “Hayat neye değer, neye değmez? Kalan vaktimi en iyi nasıl geçirebilirim?” muhasebesini yapıyorsunuz. Ben de yaptım. Ve ani bir kararla düğmeyi çevirip, Türkiye’nin asabi gündemine kulaklarımı tıkayıverdim.
Sizdeki kanserin çok erken evrede fark edilip, büyük olasılıkla hiçbir iz bırakmadan temizlendiğine ikna olsanız da, filmi geriye sarıp hiçbir şey olmamış gibi devam edemiyorsunuz. “Pardon, nerede kalmıştık?” deyip 2 ay önceki eski günlük rutin yaşantınıza dönemiyorsunuz. Çünkü o balyoz kafanıza inmiş bir kere ve siz o muhasebeyi yapmışsınız.
Kaldı ki yeni kullanmaya başladığınız kanser ilacı alerji yapıyor, diğer ilaçlar kesilince uykusuzluk başlıyor. Uykunuzu alamayınca günü sersem sepet geçiriyorsunuz falan filan...
İş dünyası heyecan vermiyordu
Herhangi bir siyasi alternatifinin olmadığının rahatlığı içinde, son dönemde iyice “Astığı astık, kestiği kestik” kıvamına gelmiş bir AKP iktidarı yetmiyormuş gibi, iş dünyasına baktığımda da heyecan verici bir şeyler bulamaz olmuştum.
TÜSİAD eksenli iş çevrelerinde belirgin bir bıkkınlık dikkatimi çekiyordu. Bu kesim son dönemde medyada, sosyal sorumluluk projeleri ve “hayırsever” faaliyetleriyle yer almayı tercih ediyordu. O tür toplantıları izlemek de benim hiç ilgimi çekmez olmuştu; çünkü büyük çoğunluğu gerçek sosyal sorumluluk değil, kurumsal imajlarını pekiştirmeye yönelik gizli reklam gibiydi.
Buna karşılık AKP’nin sunduğu olanakların da katkısıyla filizlenip büyüyen yeni sermaye, iş dünyasında kendisine hızla alanlar açıyordu. Aslında onların anlattıkları heyecan vericiydi de... Ne var ki biraraya geldiğimizde aynı dili konuşmakta zorlanıyorduk; referanslarımız tutmuyordu...
Cumartesi günü evde vücudumun alerjiden kızaran bölgelerine tedavi edici bir karışımı sürsün diye kızımın odasına girdiğimde TV açıktı ve Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Kurultayı’nda konuşuyordu. İşte o anda kulaklarımdaki tıkaçlar, yine bir anda kendiliğinden yokoluverdi.
Oh be, dünya varmış. Adam “Sosyal politika” diyor. Yoksullara vatandaşlık gelirinden, sıfır açlıktan söz ediyor.
Üstelik ne kadar da samimi ve sahici bir insan. Ülkemiz insanı, Başbakan Erdoğan’ı da sahici olduğu için sevmemiş miydi? Zaten son birkaç gündür Başbakan Erdoğan’ı da ilgiyle izliyorum.
Yarın: Kılıçdaroğlu’nun reçeteleri








Kelin ilacı olsa kendi başına sürer