EkonomiRSS
Tümü
Fatoş Karahasan Markalar trendlerfatos.karahasan@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »



Meg Ryan, İstanbul’a geldi. Yazıldığına göre, İstanbul Moda Haftası’na katılmak için yüzbin dolar almış. Muhtemelen, “bu paraya karşılık sadece gelir,  ortada görünürüm,  röportaj vermem, kimselerle konuşmam” türü bir anlaşma yapmıştır. Gördüğü ilgi karşısında, “bu Türkler beni dinlemiyor, bu kadarcık paraya nazları çekilmez” diyerek de çekip gitmeye karar vermiştir.
Biz Türklerin yabancı aşkı karşısında dili tutulmayan olmuyor. Lüks otellerde kalıp, kimseyle ilgilenmeden gidiyorlar. Geçen aylarda Bruce Willis de genç karısıyla İstanbul’a gelmişti. Ünlü modacı Cavalli gibi, o da sosyetik hanımlarımızın birlikte fotoğraf çektirme tutkusuna inanamamıştı. Magazin haberlerinden, yemeği beğenmeyip, ağlama krizine tutulduğunu işitmiştik. 
Gerçekten merak ediyorum, Türkiye’deki bir etkinliğe, eski yıldızları getirmek kimin aklına geliyor ve ne düşünerek  bu işe kalkışılıyor? Meg Ryan’ın veya Bruce Willis’in moda etkinliğiyle ne alakaları var? Bu yıldızlara verilen paralar, hangi bütçeden çıkıyor? Etkinliğe şan şöhret sağlamaksa amaç,  neden uluslarası basında  haber olmuyor bu etkinlikler? Türk basınında çıkan haberler de, markaya ya da etkinliğe kalıcı bir fayda sağlamıyor Sonuçta, işin özü geri planda kalıyor, projelere emek verenlere yazık oluyor.

McDonald's İtalyan bayrağına sarındı

Geçen hafta, İtalyan Tarım Bakanı Luca Zaia, Roma’daki ünlü İspanyol Merdivenleri’ni yakınındaki McDonald’s restoranında, McItaly hamburgerlerinin tanıtımına katıldı. “McDonald’s İtalyanca konuşuyor” sloganıyla
tanıtılan yeni hamburgerlerin tüm malzemeleri İtalyan kökenli olacak.
Parmesan peyniri, İtalyan zeytin yağı ve enginar türü yeni lezzetler beğenilir ve önümüzdeki 7 haftada 3.5 milyon hamburger satılırsa, McDonald’s,
McItaly formülünü tüm dünyadaki restoranlarına taşıyacak.

Saba Tümer’in kahkahalı reklamları

Ali Eyüboğlu arkadaşımız yazdı, Saba Tümer, Şen Piliç’in reklam yıldızı olacakmış.  Bence yakışır. Reklam kampanyası, doğru bir konumlandırma ve akıllı bir stratejiyle hazırlanırsa markaya da katkıda bulunur.
Neşeli, canlı, renkli bir insan Saba Tümer. Kendisiyle dalga geçebilmek gibi önemli bir meziyeti var. Kimisi yakın buluyor onun neşeli halini, bazılarınaysa yapmacık geliyor.  Ben Saba Tümer’i beğenenlerdenim. “Fazla gülüyor, kendisini gülmeye zorluyor adeta” diyenlere, “bundan daha iyi ne olabilir ki? “diye cevap veriyorum. Asık yüzlü, kendini beğenmiş, kavgacı, birbirini suçlayan, eleştirmiyormuş gibi görünüp her türlü laf söyleyen, küfürler eden insanlardan bıkmadık mı?  Gülmenin ne zararı olabilir? Keşke Saba Tümer’in kahkahaları bulaşıcı olsa, yayılsa, insanlar kendilerini gülmeye zorlasa. Böylece, biraz ışık gelse gözlere, şu ağır hava hafiflese. 

Çocuk filmlerine bak, geleceği anla! 


Dünyada derileri sarı ve siyah renkli insanların nüfusu artıyor. Filmlerde bile, mavi gözlü, sarı saçlı prensesler tarihe karışıyor. Disney’in son filmi, Prenses ve Kurbağa, Obama’yla zirveye çıkmış olan, siyah ırkın gururunu ortaya koyuyor. New Orleans’lı küçük zenci kız Tiana’nın,  tüm hayallerine kavuşması, Obama sonrası dünyanın bir uzantısı olarak görülebilir.  Filmde, Tiana’nın sarışın, zengin arkadaşıyla kurduğu uyumlu ilişki, çocuklara ırkçılık karşıtı mesajlar verildiği bir dönemin göstergesi olarak yorumlanabilir. 

Regal’in akıllı seçim iddiası 


Türkiye’nin genç nüfusu, geçtiğimiz kriz döneminde iyice zorlandı.
Gençlerdeki işszilik oranı yüzde 30’ların üstünde. Yani her 3 gençten birisi işsiz. Bu durumda, evlenmek, yuva kurmak isteyenlerin hayatı zor.. Geçmişte, gençlere erişmenin yolu  onların kalplerine ulaşmaktan geçiyordu. Artık, imaj vaadi pek işe yaramıyor. Gençler “Akıllı seçim”lerden hoşlanıyor.  Belirli bir ürünü internette veya indirimde uygun fiyatla bulabilmek, arkadaşlar arasında övünme konusu oluyor. Regal, bu damarı iyi yakalamış. Son kampanyada uygun fiyat iddiasını daha neşeli bir dille anlatıyor. Doğru cevabı bilmeyenlere tokat atanlar yok bu sefer. Onun yerine, gençlere “az parayla, çok şey alınır” cesaretlendirmesi var. Reklamların esprili, dalga geçen tonu da gençlere yakın. Baharda evlilik sezonu açılınca, kampanya ne kadar işe yaramış belli olacak. Benim tahminim, pazar payının artacağı şeklinde. 

Çanak’tan kriz tanımayan formül

İstanbul’da şık mekânlar açılıyor. Başlangıçta bir müddet masalar doluyor. Ancak, daha sonra ilgi azalıp, zarar artınca, yatırımcı direnmekten vaz geçiyor. Dekorasyona, menu seçimine zaman ayırmak gerekli tabi, ama daha da önemlisi müşteri beklentisini anlamak. Anadolu yakasının sevdiğim lokantalarından Çanak, bu konuda gayet başarılı Acıbadem Caddesi üzerindeki Çanak, kriz dinlemeyen bir işletme.  Geniş ve  sade bir mekanda, Gaziantep yemekleri, kebaplar ve tatlılar sunuyor. Harika salatalar, çorbalar, sebze yemekleri var..  Büyük olmasına rağmen, her müşterisine kendisini özel hissettirmeye çabalayan bir ekibe sahip. Çanak, iyi yemek, iyi hizmet ve iyi fiyatlarla kendisini müşterisine sevdiriyor. Tutarlı bir biçimde aynı kaliteyi koruyarak, iyi günde kötü günde dolu olmayı başarıyor.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Yazarlarda Ara
Bul
Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Hangisi Müslüman olup adını "Yusuf İslam" olarak değiştirmiştir?
Markapon
©Copyright 2010