Urla’da, Zafer Caddesi üzerindeki taş binanın kapısında UMA (Urla Müzik Akademisi) yazıyordu. İçeri girdik. Yüksek tavanlı giriş katının arka bahçeye bakan salondaki iskemlelere oturduk. Salonun ucuna yerleştirilen kuyruklu piyanoda genç, zarif bir hanım kızımız önce D. Scarlatti‘nin “Fa Minör k.466” sonatını daha sonra J. Brahms’ın Op.10 No.1 balladını seslendirdi.
Bu küçük dinletiyi izlerken büyülendik. Piyanist Aslı Ceren Yıldırım 1990 doğumlu imiş. Başarılı bir müzik öğrenimi sonrası burs almış. Şimdilerde Belçika’da “Conservatoire Royal De Mons Academy”‘de yüksek lisans eğitiminin son dönemine devam ediyormuş.
Sömestr tatilinde Urla’daki ailesini ziyarete gelmiş. Ne kadar sempatik, ne kadar rahat ve yumuşak müzik yapıyor anlatılamaz.
Urla Müzik Akademisi’nin (UMA) binası 1830’larda Urla’nın zenginlerinden üzüm tüccarı Efendioğlu Kosta tarafından konut olarak inşa ettirilmiş. Kostanidis ailesinin uzun yıllar yaşadığı konağı on yıl önce Mimar Sedef Tunçağ ve piyanist İnci Coşkuner kardeşler satın almış. Binanın restorasyonu Metin Sözen Hoca’nın başında bulunduğu Çekül’ün “Özgün İşlevin Değiştirildiği Esaslı Onarım Ödülü”nü kazanmış.
Urla’da sanat öne çıkıyor
Paris Müzik Akademisi’nde piyano eğitimi alan ve uzun yıllar yurtdışında müzik yapan İnci Coşkuner’in yönetimindeki UMA’da yıl boyunca profesyonel müzisyenlerin bir araya gelmesi, usta müzisyenlerin yetenekli gençlere yol göstermesi için değişik dallarda ustalık programları (Master Class) düzenleniyormuş.
Urla Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu, Zafer Caddesi’ni sanat merkezi haline getirmeye çalışıyormuş. Cadde üzerindeki tarihi yapıların çoğunda Urlalı hanımlar seramik ve el sanatları atölyeleri açmış.
Nedim Atilla Osmanlı döneminde, Yunan işgali öncesi yıllarda, Urla’da 25 bin Rum ile 5 bin Türkün yaşadığını söyler. O yıllar Urla İzmir’in zengin gayrımüslimlerinin sayfiye yeri imiş.
Urla’da yaşam turizme ve tarıma dayalı. SİT bölgesi olduğu için bacalı sanayiye izin verilmiyor. Günümüzde bacalı üretime izin verilmiyor diyerek, oturup ağlamaya gerek yok. Bacalılardan daha büyük ölçüde katma değer yaratacak işler var. Örneğin, Alaçatı-Urla arasındaki geniş alanın Teknoloji Geliştirme Bölgesi olarak düzenlenmesi ve Kaliforniya’daki Silicon vadisi gibi Türkiye’den de, başka ülkelerden de teknoloji araştırması, geliştirmesi yapacak olanların, teknolojiye dayalı üretim gerçekleştirecek firmaların bölgeye toplanması için hazırlanan bir proje yıllardır tartışılır, bir türlü uygulanamaz.
Urla şarapçılıkta iddialı
Urla ekonomisi zeytinciliğe ve üzüm yetiştiriciliğine dayalı hale gelmiş. Şimdilerde süs bitkileri yetiştiriciliği ile şarapçılık önem kazanmaya başlamış.
Urla çevresinde M.Ö. 4 binlerden beri şaraplık üzüm yetiştirilirmiş. Urla Karası adında bu topraklara özgü bir şaraplık üzüm türü varmış. Mübadeleden önce Rumlar, İzmir-Çeşme arasındaki alandaki üzüm bağlarından yılda 72 milyon litre şarap yapar, Urla İskelesi’nden gemilerle Yunanistan’a yollarlarmış. (Şimdilerde Türkiye’de yılda 60 milyon litre şarap üretiliyor.)
Can Ortabaş, “Urla on yıl sonra İtalya’nın Toscana’sına benzer yemyeşil bir tarım vadisi olacak” diyor.
Can Ortabaş, fidan yetiştirmek için satın aldığı topraklarda eskilerden kalma üzüm kütüklerine rastlayınca, “Urla Karası”nı canlandırma arayışına girmiş. Egeli iki genç arkadaşı Bülent Akerman ve Deniz Barçın da ona katılmışlar. Üç arkadaş birbirine bitişik 3 parça arazide şaraplık üzüm yetiştirmeye başlamış. Arazinin ortasına, 7 milyon euro harcayarak pırıl pırıl, modern bir şarap üretim tesisi kurmuşlar. Urla markası ile şarap üretiyorlar.
Gene Urlalı bir çifti Bilge ve Reha Öğünlü Urlice markası ile Urla üzümlerini şaraba dönüştürüyor. Urlice’yi dünya markası yapacaklarını söylüyorlar.








